08 Kasım 2008 Cumartesi

Savaş sona erdi.


Savaş sona erdi.
Bir tarafta önüne yalan aşkın kralını katıp, çirkinliklerle savaşan halk. Diğer tarafta onur, gurur, şeref krallını önüne katıp savaşan halk.
Savaş çok çetin devam ediyordu. Lakin, tahtından kalkıp tek başına diyarlar dolasan kral savaş alanına geldi en sonunda.
Kılıcını gökyüzüne çekmesi ile tüm savaşçılar geri çekildi. Onurlu savaşçılar en başta karşı çıktılar. “kralım bırakın bu tüm sefillerin kellesini gövdelerinden uçuralım. Son şerefsiz bebeğe kadar herkesi yok edelim dediler.”
Kral; ”Olmaz bu diyarların kralı bensem kanıda ben dökerim canı da ben yakarım” dedi.
Onursuzlar yenileceklerini bildikleri için savaşın bitmesini istiyorlardı.
Savaş sona erdi.

Şimdi tahtındaki tek kral o onurlu savaşçıları arkasına alarak meydanı temizledi.
Tüm sefilleri uçurumdan denize döktü. Onurlu savaşçılar kılıçlarını kınına soktu.
Kralın verdiği yeminleri vererek kralın ordusuna katıldılar.

Kılıcım, kaftanım, tacım,
şerefim, Onurum, gururum.

07 Kasım 2008 Cuma

Kral




Sizlere bir masal anlatayım;
Onurlu bir kralın başından geçenler size anlatacaklarım.
Zamanların öncelerinde onurlu bir kral varmış. Halkı tarafından sevilen. 12 yaşında oturmuş krallık koltuğuna. 12 yaşında başlamış, mücadeleye savaşlara. Küçücük bir toprakta kralcılık oynayan bir beylikmiş beklide. 12 yaşında bir kraliçeye sevdalanmış. Kraliçe bunu mahvetmiş, aşık etmiş. Vakti zaman sonra zulmetmeye başlamış. Krallıkta söz sahibi olan hanedandaki insanlar hemen uzaklaştırmışlar sevdasından kralı. Kral büyümüş seneler geçmiş. Kral 17 yaşına gelmiş. Bir kez daha sevdalanmış. Herkesten habersiz. Bu kez sevdalandığı bir melekmiş. Bembeyaz bir melek. Aşık olmuş, onsuz olmaz demiş. Melek gibi olan kraliçe sana kaçıyım demiş. Olmaz demiş kral, onuruna yediremeyeceği bir şeyi yapamazmış sevdasına. Sevdalandığı melek bir gün üç cani tarafından öldürülmüş. Kral yıkılmış, bunalmış. Artık yapıcı değil yıkıcı olmaya başlamış. Merhametini şeytana satmış ve tüm şeytanlıkları öğrenmiş karşılığında. Bir süre bu şeytanlıkla yaşamış. Halkı isyan etmiş. Dur artık kralım demiş. Hanedan yıkılma eşiğine gelmiş. Kral zulüm etmiş karşısına çıkan herkese. Fakat mutlu olamıyormuş. Duraksamış birden bire. Ben düzeleceğim demiş. Ansızın bir gül çıkmış karşısına ona her şeyini vermiş. Sonunda hiç bir şeyi kalmamış tahtından başka krala. Sonradan gül solmuş yok olmuş. Kralı istememiş. Kral bir kez daha tam yıkılacakken. Halkından bir insan daha çıkmış. Bana bir şans verin kralım demiş. Kurtaracağım bu beyliği demiş. Kral durmuş inanmak istememiş ama inanmış. Çünkü düşmüş ve ayağa kalkmak için el arıyormuş. Aptallık kralın yaptığı hanedandan uzanan elleri ters eliyle itmiş. Kendisi kalkmak istemiş. Hanedanı karşısında güçlü görünmek istiyormuş. Olacak olmuş hanedandan yardım almamış. Tamam demiş halkındaki sefil bir köleye. Saçmalamış ama demiş. Halkından bir insan geçmiş kralın başına. Kral daha bir mutsuz oluyormuş. Fakat bir kez tamam demişti ve sebepsiz terk edişlerin onursuzca olduğunu biliyordu ve terk edemiyordu o köleyi. Halkı istememiş önceleri. Hanedanı istememiş sonrasında. Kral herkese baş kaldırmış. Seviyorum dediyse ve bu söz azından çıktıysa onuruna yedirememiş sevdasına laf söylenmesini. “Kral bensem susun, kral sizseniz kellemi vurun.” demiş. Herkes susmuş, ama bu kez de kralın etrafında kraliçe dediği köleden başkası kalmamış. Sonunda krala kazığı atmış başka devletlerle çoktan anlaşmalar yapılmış. Kral bunu öğrenmiş tez sürdürmüş krallıktan o köleyi…
Zaman gelmiş zaman geçmiş sonunda kral yalnız kalmış. Krallığını hanedanını bırakıp bir süre fethe çıkmış. Uzak diyarlarda dolaşırken tek başına, bir kez daha sevdalanmış. Ansızın birden bire.
Sevdalısına kalbinde sakladığı solmuş gülü ve yanında iki cümle vermiş.
“Bu batmak üzere olan krallığımda benim SEVDAM olur musun?
Sevdalım olur musun?
Bu kralı yoluna koyup mutluluğa boğar mısın?” demiş.
“Azımdan çıkan iki kelimeyi sende bana söyleyebilir misin?” diye sormuş. Ve eklemiş.
“SENİ SEVİYORUM DİYEBİLİR MİSİN?”

Sonradan uzaktaki başka diyarın o güzeli; “Hayır kralım, bu topraklarda sizin sözünüz geçmez.” Krallık tahtından kalkan kral orada köle olduğunu sadece bir köylü olduğunu görmüş. Başka diyarlarda sırtındaki kaftanın, başındaki tacın bir önemi yokmuş. Orada tacı sadece bir teneke parçası, kaftanı ise sadece bir çaputmuş. Kral kızmış, hırs yapmış. Meğerse sevdalandığı güzel o diyarın kraliçesiymiş. O diyarların efendisi, sahibi, koruyucusuymuş. Kral birden fark edememiş.
Ne olursa olsun kralın onuru, şerefi yine canından öte gelmiş. Kılıcını kınından çekmiş havaya kaldırmış. Yemini ve acısını avazı çıkana kadar haykırmış. Tüm rüzgarlar susmuş, akan sular durmuş, kesmiş şelaleler taşlarla olan kavgasını, şimşekler bulutların gölgesine saklanmış.
Kral onuruna yakışan şekilde kılıcını kınına sokmuş. Arkasını dönmüş ve diyarına güçlenmeye gitmiş. O ıssız, melekler diyarının güzelini kazanacakmış.
Kral tek başına rüzgarda dalgalanan kaftanı, kafasına taktığı tacını, yüreğindeki onur, gurur ve şeref ile karanlıklara doğru tekrar yürümeye başlamış.
Orman diyarını rahatsız eden ejderi, orman diyarına zapta gelen herkesi engellemeye söz almış kendisinden.

Ey diyarların kraliçesi, nehirler nereden başlar bilir misin?
Ağaçlar nasıl dans eder görür müsün? Rüzgarlar, çağlayanlar, yıldırımlar bunları bilir misin?
Uzak diyarların kraliçesi, elbet bu topraklarda tacımı göklere kaldırır, seni kaftanımın içinde korurum.


Kılıcım, kaftanım, tacım.
Şerefim, onurum, gururum.


Kayıp sevdam, elbet seni bulurum. İşte o zaman bende krallığımı sonuna kadar sürdürürüm.

Damlacıklar






Geçenlerde kendimi kötü hissettiğim için duşa girdim. Bilirsiniz yurtlarda daima sıcak su sabit bir su fıskiyesi vardır. Bilmeyenlere de anlatmış olduk.
Kafamı bir kez yıkadıktan sonra bedenimi su fıskiyesinin altına götürdüm. Bir elimi duvara yasladım diğer elimi de kafama koydum. Gözlerimi kapattım o an akan sıcak su sanki birden soğudu. Gözlerimi açtım sebebini bilmediğim bir hüzün kapladı içimi. Sanki bedenimde sadece tozdan topraktan ibaret bir kir yoktu. Bedenimde, kirli bedenlerin bedenimi kirletişi vardı.Kafamı yere doğru eğdim. Ayakta bir elim duvarda diğer elim kafamda belki yarım saat bekledim. Bir kez kafamı yukarı kaldırdım ve yüzümü ısladım. Tekrar başımı aşağıya eğdiğimde gözlerimi açamıyor ama sanki her şeyi görebiliyordum.
Bir ara gözlerimi araladım yavaşça ve kafamdan yere doğru damlayan su damlaları sanki yavaşlamıştı. Hepsinin tek tek gidişini görebiliyordum. Büyülendim adeta. Bir süre onlara baktım.
Gözlerimi tekrar kapattığımda bedenimin kirli ruhumun olmadığını orada anladım. Elimi kafamın arkasına götürdüm. Başımı yere eğdim. Birden ağlama geldi içime ama tutamıyordum kendimi, yavaşça bacaklarımdaki canım kesildi yavaş yavaş yere doğru dizlerimin üstüne düştüm. Kafamı eğdim. Ağladım bir süre. Sırtımı duvara yasladım. Bir süre suyun altında kaldım. Sebepsiz.
Doğruldum birden ayağa kalktım ve biraz daha rahattım sanki.
Sadece bedenim yıkanmamıştı içimden de biraz kir atmıştım sanki.
Git gide güçleniyorum. Belki de daha bir zayıflıyorum böyle diyerek kendimi kandırıyorum.
Anlayacağınız iki ihtimal arasında çatışıyorum.
Ya ben en sonunda güçlü bir insan olacağım ve ayağa kalkacağım,
Ya da bir yalancıyım sadece kendimi kandıracağım.



Kurşun



Bedenlere saplanan makinelerin fırlattığı metaller. Sizi üretenlere ne demeli. Sizi bedenlere gönderen parmakları ne yapmalı. Vurun birbirinizi şerefsiz köpekler. Fakat sakına bastırmasın parmaklarınız tetiklere namlular masumların üzerindeyken. Asın, kesin öldürün birbirinizi mutlu olurum. Sizlerden bir kişi ölse mutlulukla doluyorum. Sizin gibilere insan diyemediğim için insan olarak bakamadığım için bahçemde ki köpeğim kadar değeriniz yoktur gözümde. İnsan olabilmeniz için önce insanlığın ne olduğunu bilmeniz gerekir. İnsan olan önce insanlığın erdemine varabilsin ki yaşama hakkından haberdar olsun. İnsanlığı bilmeyen beyinlerin yapabilecekleri bu kadardır sanırım. Hıristiyan, Musevi, Müslüman, hangi kitapta yazar söylesenize hangi İncil de hangi Tevrat da hangi Kuran-ı Kerimde yazar öldürmek.
Siz dinden bir damla bile içmeyen beyinsiz metal kafalılar. Elimde hukuktan yapılma bir silahım olsa hepinizi beyninden vururdum. Korkmayın ölmezsiniz sürünürsünüz. Siz beyinsizlerde beyne sıksak da bir şey olmaz bunu biliyoruz. Lakin sürünürdünüz tam istediğim gibi.
Şimdi geç bir aynanın karşısına. İşaret et aynada kendini, o gösterdiğin şerefsiz yüz sana ait ve o şerefsiz yüzünü gösterdiğin parmaklar ateşledi masumu öldüren mermiyi. Simdi o parmağını ne yaparsan yap.
Aman sakın ha fazla derine inme bir yerlerini bozarsın. İlkellikten bakir, beyinsizlikten karamsar kalmış insana benzeyen.
Ne desem neler söylesem içimde ki öfkem kalkmaz.
Bu kadar söz içinden sana dokunan varsa eğer. Al eline masumu öldüren bir alet. Yine geç aynanın karşısına ve şimdi o bir yerlerine soktuğun parmağı tetiğe götür. Masuma doğrulttuğun namluyu bu kez boş kafana daya, işte tam şu an gözlerinin içine bak ve tetiğe bas. Böylelikle hem kendine, hem de hayatında ilk defa da olsa iyilik yap.
Masum katili, bir numaralı faili suçlum, yok ol ben seni yok etmeden.


~Sevda~





Nerdesin nerelerdesin sevda. Bak ben burada seni bekliyorum. Sende geleceksin biliyorum. Öyle değimlidir. Et kemiksiz ne işe yarar. Kalbi ayakta tutan sevda değil midir? Sevdasız gönüller kayıp olmamışlar mıdır?
Söyle durma sende kalbine söyle. Korkmadan sor o soruları.
Ben kimim, kiminim diye sor. Her gönlün bir sahibi vardır elbet. Olmaz olamaz. Sahibi olmayan bir şeyin varlığı esas mıdır? Hiç sanmıyorum beyzadeler.
Bence her gönlün bir sahibi vardır. Her insanın şerefi vardır. Gönlünü kamçılayan. Her insanın onuru vardır zincirlere vuran.
Fırtınalarım gelin yüreğime esin esmek istediğiniz kadar. Yıkın bacaları, çatıları. Harap edin evimi barkımı. Lakin ne yaparsanız kendi zararınıza. Sizin yıktıklarınız daha sağlamını kuruyorum hayatıma. En sonunda sizin yıkıcı esişiniz sadece benim için ferahlatıcı yeller olacak. Tuz biber gibi tat verecek. Siz sinir olacaksınız. Sonradan mecburi yön değiştireceksiniz. Çünkü en sonunda sizin önünüze set kuracağım.
Korkun benden beni yıkmaya çalışan fırtınalar. Bakın ayaklarım iyileşti. Dizlerimin üstünden kalkmak üzereyim. Ayaklarımın üstüne basmak üzereyim. Harabelerden bir taş bile almadan hepsini atacağım. Molozları yok edeceğim. Sizlere yıkamayacağınız yapılar kuracağım. Sende hazırla kendini en sert vurusunu yap bir dahakine. Bakalım kim ne kadar güçlenmiş.
Kafa tutuyorum sizlere yalancı fırtınalar. İsterseniz cenk edelim isterseniz gelin bedenime sevişelim. Fakat artık sizden korkmayan bir ben var karşınızda sakın unutmayın.
Bana her türlü tuğla ve demir yardımı yapan ailem, sizleri çok seviyorum. Asıl aşık olunması gereken sizlersiniz. Bu kez daha mantıklı kullanacağım sizin bana verdiğiniz yapı taşlarını.
Fırtınalar durun dinleyin. Benim dostlarımın beni alkışlayışını dinleyin. Bu alkışlar sizi korkutmalı.
Artık ayakta kalmaya çalışan ruhu kayıp ben, ayağa kalkıp evimi kurduktan sonra ruhumu da bulacağım. O zaman daha güçlü olacağım.
Herkese kucak dolusu alkış benden. Minnettarım sizlere.
Sizi seviyorum ailem. Dostlarım ve iyiliğimi isteyen herkes.
Esenlikler.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Tehlikeli Gül



Dünyanın en tehlikeli gülünü gören var mıdır aramızda? Bence yoktur. Sizin görmediğiniz bir gülü ben sevdim efendiler. Askımdı, sevdamdı. Fakat gel saat git saat aşk tükendi. Yerini hüsrana bıraktı.
Görüşmeler son buldu. En nihayetinde bitti.
Şıpsevdi bir gönlüm yok aslında benim. Ondan önceki sevdiğimin de yaralarını ellerimi kanatan dikenini sürekli bana batıran gül sarmıştı.
Bence gönül birinin olunca bende bir anlam buluyor. Aşık olmaya aşık bir deliyim ben.
Oldum mu da tam olurum beyzadeler.
Hayatımı ona adarım olması gerektiği gibi.
Nefesim olur istediği zaman kesilebilir. Ellerim olur istediği zaman felç olabilir. Gözlerim olur istediği zaman kör olabilir. Hayatım olur istediği zaman sonlandırabilir.
Sonsuzum olur istediği zaman son bulabilir.
Ben sevdin mi böle severim efendiler. Sonuna kadar, hani sokaklarda bir tabir vardır “sapına kadar” işte aynen öyle severim sevdim mi?
Son bulmaz sonunu istemedikçe bende.
Ben bu dikenli dünyanın en tehlikeli gülünü uçurumların kenarında buldum. Asi, dizginlenmemiş, dizginlenmeyen, dik başlı bazen de dünyanın en yumuşak gülüydü.
Dokunamazdım yasaklardı dikenlerini batırırdı, canımı acıtırdı. Yine de severdim. Dikenleri bol olsa da sonsuz bir gönlü vardı.
Lâkin zaman geç tikçe aradaki bağ soğumaya başladı. Gül yavaş yavaş renklerini kaybetti. Soldu. Suladım, sevdamı verdim tüm sevdalarımda yaptığım gibi ama olmadı başaramadım.
Ellerimin acısı, gönlümün yarası ağır basmaya başladı. Çok canım yanmıştı. Dokunamıyordum, nefessiz kalıyordum.
Bitmesi gerektiğine karar verdim birden bire, durdum, duraksadım. Kendimi dinledim içimden birisi bitmesi gerektiğini söylüyordu. Lâkin yapamıyordum. Onu ilk bulan ilk dokunmaya çalışıp canı yanan sevdalı bendim. Ona bunu yapamazdım. Ben onun ilkiydim. İlk ben sevmiştim. Oda ilk beni sevmişti. Sevda kokularını ilk bana koklatmıştı.
En son ellerimin kanıyla başlayan sevdan yine kanla bitmeliydi. Resimleri yırttıktan sonra diyetimi ödedim. Kanımla onu artık istemediğimi yazdım. Her yere.
En sonunda “James Blund – Goodby My Lover” şarkısını açtım kendime.
Bitişimde romantikti. Gözyaşlarımla ısladım yanaklarımı. Kanımla ısladım ellerimi, tıpkı ilk güle dokunduğumda ellerimin kan olması gibi.
Sebepsiz bir şekilde bitti sevdam. Hala daha sebebini bilmiyorum neden benden uzak kalmak istedi o gül.
Neyse efendiler olan oldu ölen öldü. Bilmediğim diyarlarda şimdi beklide yeni bir gonca gibi açmıştır hayata inat bilemiyorum. Kendisine fırtınalı günlerde sığınacak bir kaya dilerim.
Selametle.


Nasıl sevda yaşadığımı bilen bilir. Gören üzülür.

Ben ayakta kalırım.

Onurum Şaha kalkar,

Onursuz herkezin kellesini keser.

Şerefim, gururum, onurum sizlere aşık ölürüm.

18 Ekim 2008 Cumartesi

Rüzgar Gülü

Alkollü bedenimden çıkan nefesim. Nerdesin nerelerdesin. Seni beklerken ağlaya kalmışım. Ağlıyorum susamıyorum. Gözlerimden yaş çıkmıyor ama ağlarken ki kalbime giren sızı gene kalbimde. Sen yoksun nerdesin nerelerdesin bilemedim.
Sizlere kaybettiklerimi anlatmaya başladım. En erken tarihten başlamış olduk madem geriye doğru gideceğiz. Tamam, o zaman başlayalım.
26. Ekim 07 de ben bir rüzgar gülüne âşık oldum efendiler.
Öyle bir çiçekti ki kendisi, ne zaman yalnız kalsam bir rüzgar olup eser gelirdi yanıma. Mükemmeldi. Bazen de mükemmel ötesi. Benim ondan önce bir sevdiğim vardı. Oda dünyanın en tehlikeli gülüydü. Ne tutabilirdiniz nede koklayabilirdiniz. Fakat kendisine aşık olmanız kaçınılmaz bir güldü. Sizlere onu da anlatacağım zamanla. O tehlikeli gülün acılarını bana açtığı yaraları sarmak için esmişti rüzgârgülü yanıma.
Efendiler rüzgârla karışan o koku, bedeninize dolanışı anlatılmaz. Seviyordum asla ondan mahrum kalmak istemiyordum. Yapamazdım onsuz olamazdım diyordum. Mazoşist bedenimi ilk zincirleyen oydu. Zor olmuştu ama başarmıştı. Rüzgârlarla bağlamıştı ellerimi. Rüzgara kattığı sevdasıyla bağlamıştı gözlerimi sadece ona. Bakamıyordum bakmam yasaklanmış gibi, yasaklanmamıştı ama ben bakamıyordum. Kör kütük sarhoş gibi ne yaptığımı bilmiyordum onun için.
Her zaman rüzgar bana esmiyor efendiler. Yalancı rüzgarlarda oluyor tabi. Ben sadece ne olursa olsun bana esmesini istedim o rüzgarın. Çünkü sadece o rüzgarlarda nefes alıyordu bendenim. O rüzgarlar alıkta olsa başkasına esebiliyormuş. Rüzgarda olsa bana ihanet etmesini istemezdim. Beklide istemeden etti ama sonucunda etmiş bulundu bu yetiyordu. Rüzgara bir daha bana esmemesini söyledim. Çünkü bu üçüncü yanlış yere esişiydi. Bu kez kabullenemezdim. Olan oldu ölen öldü.
Şimdi pencerelerimi kapatıyorum rüzgar girmesin odama diye. Ağlarken kapalı yerlerde ağlıyorum rüzgarlar dokunmasın göz yaşlarıma diye. Etrafıma esiyor rüzgar artık. lâkin bedenime dokunamıyor artık. Dokunamazda yasak.
Neden esti başkasına neden gitti benim neyim yetmedi sorusuna bir cevabı yok. Sadece kuru ses. Sadece dallara çaldığı ıslıklar var. Sadece melodi sizin anlayacağınız. Yalan şarkı. Belki güzel şarkı ama yalan şarkı bunlar. Ben başka rüzgara teslim etmedim rüzgarım benim bedenime dolanırken baksa rüzgar dolanamadı bedenime.
Ben bunları yaparken rüzgar gülüm sana sen neden bunu yaptın yalancı rüzgarlarla beni yalana boğan rüzgar gülüm.
Şimdi es esmek istediğin yere. Fırtınalar kopar istediğin bedende. Özgürsün.
Bende özgürüm artık.
Saçları dalgalandıran. Bazen ruhları okşayan, sadık kalamayan yalancı rüzgar gülü.
Selametle.